Demirin Tuncu İnsanın Piçine Kaldık

#

Yaşımız ilerledi, teknoloji ilerledi. Teknolojinin hızına yetişmek imkânsız. Her gün yeni bir şey sürülüyor piyasaya. Siz birini hayatınızın içine alıp keşfetmeye öğrenmeye başlarken bir bakıyorsunuz yenisi çıkmış olmadı ikisi, üçü, dördüncüsü piyasaya verilmiş. Daha ne işe yarıyor bu acaba derken bir de bakmışsınız eskimiş. İlerleyen teknoloji arkasında kocaman bir teknoloji çöplüğü de bırakıyor.
 
Ben radyonun en parlak dönemlerini  yaşayan şanslılardanım. Komşuluğun, dostluğun, paylaşımların henüz kirlenmediği, komşunun evini kendi evimiz bildiğimiz günlerde en büyük keyfimiz mahallede arkadaşlarla sohbet etmek bir de radyo dinlemekti. Özellikle Arkası Yarın Programı'nı, Arap Bacı'yı  asla kaçırmaz ertesi gün üzerine kritikler yapardık. Ardından beyaz camlı günler geldi, zamanla komşunun, dostun yerini o camlar aldı, hepimizi hapsetti.Komşuluk ziyaretleri hala vardı ama konuşmalar yerini gözlerini bir yere dikmiş, sabitlenmiş insanlara bıraktı.

Ve Bilgisayarlar, ıpadler, telefonlar, 3G'ler  yaşamımızın bir parçası hatta odak noktası haline geldi. Her şeyi o kadar  "bir tık" ile yaşamaya alıştık ki, emek harcama, zaman harcama,  mücadele etmek zor geliyor.Artık yemek yerken, sohbet ederken, toplantıda, aklınıza gelebilecek her yerde elimizde internetler var. Bir tık ile binlerce arkadaşın oluyor bir tık ile bütün arkadaşlarını silebiliyorsun, Bir tık ile herkesin özeline girip yorum yapabiliyor, ahkâm kesebiliyorsun. Herkes, hepimiz teknolojiyi birbirimize olan kinimizi kusmak, içimizde bastırdığımız düşmanlıkları, nefreti kusmak için kullanıyoruz. Geçenlerde okumuştum Türkiye’nin internet karnesini yazmışlar. Tabii hepimizin tahmin ettiği gibi pek de iyi değil. İnterneti bilgi edinme, haber alma için değil yarıdan çoğumuz sosyal paylaşım sitelerinde egomuzu tatmin için kullanıyormuşuz. En fazla sahte hesabın Türkiye’de olması de hiç şaşırtıcı değil tabii bu haberin gölgesinde düşündüğünüzde.

Gerçekçi olmayan, hayal dünyamızda yarattığımız sanal hayatımız ile röntgenci içgüdümüzü birleştiriyoruz. Nasıl olsa kimse bilmiyor ya kim olduğunu önümüze gelene saldırıyor klavye başı yiğitlikleri sergiliyoruz. Hani Karacaoğlan'ın bir sözü var ya "Silah icat oldu mertlik bozuldu" diye o hesap. İnternet icat oldu mertlik bozuldu. Kimse gerçek değil, herkes sahte. Sosyal bir canlı olduğu için nebat ve hayvandan ayrı görülen insan internet sayesinde sosyallikten ve maalesef insanlıktan kopuyor. Artık insanlar hep hayal ettikleri gibiler, herkes dürüst, herkes kahraman, herkes en doğru. Bu gerçeklikten kopuş, insani ilişkileri de mahvediyor. Bir insanin binlerce arkadaşı olabilir mi, ya da onlarca dostu? Ne zaman arkadaş oldunuz, hangi süreçten geçtiniz, birbirinize ne verdiniz, ne paylaştınız. Bir "tık" ile arkadaş oldun, arkadaşlığın, dostluğun, beraberliğin bitmesi de bir "tık" kazar uzun ve uzak olabilir ancak. O kadar eş dost arkadaşla insan, ancak bu kadar yalnız kalabilir ya da yalnızlıkla cezalandırılabilir. Halkını romanlarında en iyi anlatan yazarımız Yaşar kemal , "O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık" diyerek ne güzel anlatmış bugünümüzü.
 
Arkadaşlarımız, dostlarımız mevki ve makam ya da paramıza göre değişiyor. Bu kriterler her şeyi belirler oldu artık. Çok veren maldan az veren candan demiş büyüklerimiz şimdi kim candan veriyor. Bu kriterler ile arkadaş, dost arasında doğru bir denklem var. Makamın arttıkça, gücün artıkça dostun oluyor, azaldıkça etrafında kimse kalmıyor. İnsanoğlu sevilmeyi, beğenilmeyi, umursanmayı istiyor bu genetik bir arzu. Hoşuna gidiyor elbette insanın etrafının bu kadar kalabalık olması. Ama arada çok ince bir çizgi var. Bir gün elindekiler gittiğinde kaç arkadaşın kalacağını, etrafında kaç kişi olacağını düşünerek koltuklarda oturmak lazım. Seçmek lazım o kadar kalabalığın içinden sana karşı gerçek duyguları olanları. Çalışmaktan, işten güçten daha çok yoruyor insanların gerçek yüzünü öğrenmek için harcadığımız zaman. Ancak o kadar zor ki. Heyhat insanlar da teknoloji gibi hızla evrimleşiyor. Kendini saklamayı, duygularını, gerçek düşüncelerini örtbas etmeyi o kadar iyi becerebiliyor ki insanlar, artık artistlerin rol yetenekleri gerçekten rol gibi kalıyor, belli oluyor. Her gün insanlar maskelerini, o gün, o dönem nasıl olmaları gerekiyorsa, günün şartlarına göre giyiyorlar ve arzı endam ediyorlar. Darwin bu dönem insanlarını görse Galapagos'ta kertenkelelerin evrimini incelemekten vazgeçerdi. Asıl evrimi insanlar daha doğrusu insanlık geçiriyor. Hayır, biliyor musunuz ben gerçekten büründüğü rolle kendini öyle bütünleştirenleri gördüm ki,  gerçekten gerektiği ortamda duygulananlar ve ağlayabilenler bile var. İnsanın çok güngörmüş geçirmiş olması bir şey fark etmiyor demek k, olaylar bizi şaşırtmıyor insanlar her gün şaşırtmaya devam ediyor.
 
Klavye başı Atatürkçüler, solcular, devrimciler, kültürlüler, güzeller, yakışıklılar, dindarlar, milliyetçiler, bordo bereliler, kahramanlar, yiğitler, doğrucu Davutlar, copy pastçiler, düşünürler, felsefecileri hayatınızdan ayıkladığınızda, hep en mükemmel siziniz diyenleri, çok alkışlayanları, peygambermişsiniz gibi davrananları sildiğinizde gerçek arkadaşlarınız ve dostlarınız ile kalırsınız. Sanırım o da bir elin parmaklarını geçmez. Elbette bir de aileniz. Ne demişti büyük usta Can Yücel:
 
Ben;
Benden olgun insan isterim karşımda!
Benden dürüst,
En ufak dalgada,
Arkasını dönmeyecek kadar olgun.
Arkamı döndüğümde,
Sırtımdan vurmayacak kadar güvenilir.
Bir o kadar cesaretli olmalı.
Yağmurdan ıslanıp, fırtınadan kaçmamalı.
Ayağı taşa takılınca kayadan korkmamalı.
İşine gelince sevip,
Zoru görünce bırakmamalı!
 
Hepimize, özlemini duyduğunuz böyle dostluklar ve arkadaşlıklar diliyorum sağlıcakla kalın.